TTB: Ölümleri engellemek toplumcu, anadilde sağlık politikalarıyla mümkün

  • 16:05 12 Ocak 2020
  • Sağlık
URFA - TTB’nin “Aile Hekimliğinde Anne/Bebek Ölümleri ve Bağışıklama Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinde, bebek ölümlerinin Türkiye geneline göre bölgede daha yüksek olduğuna dikkat çekilirken, “Ölümleri engellemek ancak toplumcu, ulaşılabilir, yerelle barışık, parasız, anadilinde ve nitelikli sağlık politikalarıyla mümkündür
 
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği Kolu’nun Urfa Tabip Odası’nda düzenlediği ve iki gündür devam eden “Aile Hekimliğinde Anne/Bebek Ölümleri ve Bağışıklama Çalıştayı”nın sonuç bildirgesi yapılan basın açıklaması ile paylaşıldı. TTB Aile Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Filiz Ünal tarafından yapılan açıklamada, çalıştayda birinci basamak sağlık hizmetlerinin ana hedefi olan anne ve bebek ölümlerinin önlenmesinin ele alındığı ifade edildi.
 
Açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre 2017 yılında hamilelik ve doğum sırasında ve sonrasında yaklaşık 295 bin kadının yaşamını yitirdiği, bu ölümlerin yüzde 94’ünün yaşam koşullarının kötü olduğu ortamlarda meydana geldiği ve çoğunun önlenebilir olduğu vurgusunda bulunuldu.
 
Yine WHO verilerine göre, anne ölümlerinin oranının 2017 yılında düşük gelirli ülkelerde 100 bin canlı doğumda 462 iken, yüksek gelirli ülkelerde ise 100 bin canlı doğumda 11 olduğu bilgisi paylaşıldı.
 
Paylaşılan Sağlık Bakanlığı 2017 Sağlık İstatistik verilerine göre ise “Türkiye’de ortalama anne ölümleri 100 bin canlı doğumda 14,7 iken, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde 24,5, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 22,1 gibi yüksek oranlarda” seyrediyor. Çalıştayın sonuç bildirgesinde şu ifadeler kaydedildi:
 
“* 12 yıldır Urfa’da kan merkezi yok! Urfa’da 2008’den beri kan merkezinin bulunmadığı dolayısıyla trombosit gibi hayati ifade edildi. Anne ölümlerinin en önemli sebeplerinden olan kanamaya bağlı doğum kan ürünlerinin Antep’ten ancak 24 saat içerisinde tedarik edilebildiği komplikasyonlarına müdahalenin gecikmesine sebep olacağı açıktır. Harran ilçesinde 2 Kadın Doğum uzmanı olmasına rağmen, ameliyathane koşullarının yetersizlikleri yüzünden acil müdahaleler yapılamamakta.
 
Anne ölümleri sebeplerinden olan güvenli koşullarda yasal kürtajın kamu hastanelerinde fiilen engellendiği, bu nedenle hastaların bu müdahaleleri merdiven altı tabir edilen sağlıksız koşulardaki yerlerde yaptırarak önlenebilir anne ölümlerini artırdığı bir gerçektir.
 
Anne/bebek ölümleri inceleme komisyonlarından çıkan kararlarda ölümlerin sebepleri derinliğine incelenmeden çoğunlukla önlenemez olarak raporlanıp eksiklikler gizlenmektedir. Bu nedenle komisyonların yetkin kişilerden oluşması ve bu heyetlere meslek örgütü temsilcilerinin de yer alması gereklidir.
 
* Bebek ölümleri doğuda yüksek, bölgeler arası farklar giderilmeli (önlenebilir her bebek ve çocuk ölümü çocuk hakkı ihlalidir!).
 
* Tam aşılı çocuk sayısının düşüklüğü ve aşı retleri toplum sağlığını tehdit ediyor: Kızamık salgını DSÖ verilerine göre, Türkiye’de 2017 yılı itibariyle toplam kızamık vaka sayısı 69’ken, 2018 yılında 510’a, 2019 yılının ilk 9 ayında maalesef 5,2 kat artarak, 2 bin 666 vakaya ulaşmıştır.
 
* Savaş ve çatışma durumları, göçler, yoksulluk, yetersiz sağlık hizmetleri, anne bebek ölümlerinin en önemli sebeplerindendir.
 
* Toplumun her kesimine kültür, inanç, dil farkına saygı göstererek, yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti vermek mümkündür.
 
* Birinci basamak sağlık hizmetleri bölgelerin ihtiyacına göre yeniden planlanmalıdır. Çalıştayımızın sonucu olarak ölümleri engellemek ancak toplumcu, ulaşılabilir, yerelle barışık, parasız, anadilinde ve nitelikli sağlık politikalarıyla mümkündür.”
 
Filiz, yaptıkları anket çalışmasında meslektaşlarının altını çizdiği sorunları ise şöyle sıraladı: 
  
“*Nüfusun sadece sayı olarak ele alınması ve sosyo demografik özelliklerin dikkate alınmadan hizmet verilmesi ve değerlendirilmesi eşitsizliğin başlıca sebebidir. 
 
* Gebe ve bebek sayısının yoğun olduğu bölge ve çok düşük olduğu yerlerde de sadece bir aile sağlığı çalışanı ile çalışılması gibi. Öte yandan 65 yaş üzeri nüfusun yüksek olduğu yerlerde de farklı bir iş yükü bulunmaktadır. Aile hekimine kesin kayıtlı nüfusun mümkün olduğunca homojen olması hem hastalar hem de çalışanlar açısından daha doğru ve eşit olacaktır.
 
* Göç yoluyla ülkemize gelen bireyler de aşılanma ve sağlık hizmetine erişim açısından hala eşitsizlik yaşamaktadır. Bulaşıcı hastalıkların bireysel değil, bir halk sağlığı sorunu olduğu kabul edilmeli, yasalar da buna göre düzenlenmelidir.
 
* Sadece hekime değil, hasta popülasyonuna ve ebeveyne de sorumluluk ve yaptırım mutlaka yüklenmeli, sağlık okur-yazarlığı için göstermelik değil gerçekçi çözümler uygulanmalı.
 
* Kent hastanesinin uzaklığı nedeniyle gebe ve doğum hizmetlerinde aksama sonucu özel hastanelere yığılma ve ücreti düşük kesimin etkin sağlık hizmeti alamaması.
 
* Sistemin en büyük handikabı nüfusun fazla olması ve hizmetin bölge tabanlı olmaması. Ayrıca görev yetki ve tanımlamalar yetersiz. Yani sağlıkla ilgili her türlü angarya aile hekimleri üzerinden yürütülmektedir.”