'Krizin çözümü alternatif bir yaşamı yeniden örmektir'

  • 09:02 18 Kasım 2019
  • Güncel
Rengin Azizoğlu
 
DİYARBAKIR - Ekonomik krizin etkisiyle yaşanan aile intiharlarını değerlendiren sosyolog Ruken Ergüneş Özdemir, yaşananların ekonomik krizin yanında topluma yönelik baskıyla doğrudan ilişkisi olduğuna dikkat çekti.  Ruken, erkek egemen ve kapitalist sistemin yarattığı bu duruma karşı da en iyi çözümün dayanışma ve alternatif yaşam olduğunu ifade etti. 
 
Türkiye’de ekonomik kriz gün geçtikçe derinleşirken, savaşa ayrılan bütçe, halka yüklenen vergiler ve zamlarla karşılanmaya çalışılıyor. Ekonomik krizin de etkisiyle bu süreçte yaşanan intiharlar dikkat çekiyor. İstanbul’da ağır bir borç yükü altındaki 4 kardeş, ardından Antalya’da da dört kişilik bir aile yoksulluk nedeniyle intihara sürüklendi. Son olarak İstanbul’un Bakırköy ilçesinde de bir dairede 3 kişilik bir aile yaşamını yitirdi.
 
‘İnsanlar yaşadıkları problemleri isimlendiremiyor’
 
Ekonomik krizin topluma ve kadına yansımalarını değerlendiren sosyolog Ruken Ergüneş Özdemir, ekonomik krizin uzun zamandır toplumu etkilediğinin altını çizdi. Ekonomi devletin tekelindeyken, halkın bu konuda söz ve bilgi sahibi olmadığını ifade eden Ruken, “Tüm yeraltı, yerüstü zenginlikleri sömürülüyor. Köyler yakıldı, boşaltıldı, hala bir takım sebeplerden ötürü insanlar evlerini terk etmek zorunda kalıyor. İnsanların ekonomik tüm uğraşları ellerinden alındı. Üretim araçları ile olan bağı kesildi. İnsanlar bir üretim alanından alındı. Bunların çok başka sonuçları var. İnsanlarda özgür hissetmeme, doğayla olan bağının kopması gibi sonuçlar yaşandı. Son dönemde ekonomik krizden kaynaklı intiharların gündeme geldiğini görüyoruz. İnsanlar dağınık halde yaşadıkları problemleri isimlendirmekte sıkıntı yaşıyor” diye konuştu.
 
‘Zora düşüldüğünde düşmanlık olgusu yaratılıyor’
 
Erkek egemen bir sistemde ekonominin devletin tekelinde olduğu gibi, çözüm araçlarını da tekeline aldığını belirten Ruken, toplumun yaşadığı krizleri, kendi başarısızlıkları olarak gördüğünün altını çizdi. Ruken, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm bunlar sistemi iyi çözümleyememekten kaynaklanmaktadır. Son yıllarda insanların kamusal alanda bir araya gelmesini engelleme, birey olarak kendisini ifade etmesinin önüne geçme, tekleştirme hali var. Tüm bunlar birbiriyle ve sistemle bağlantılı. Bir birey çok şey değiştirebilir ve bu farkındalık düzeyi ile gerçekleşecektir. İnsanların bu sorunlarla mücadele etmesi yaşadıkları travmaları kaldırır ancak tüm bu alanlar kriminal hale getiriliyor. Televizyonlarda her gün iktidar tarafından servis edilen görüntüler yaratmak istedikleri toplumun kendisidir. Gerçek hayatta öyle bir duruma rastlamayız. Bu açığa çıktığı anda da ortak duygular yaratılıyor. Zora düşüldüğü vakit düşmanlık olgusu, tehdit hissi, bitirileceğiz korkusu yaratılıyor. Bu kurgu sonrası insanlar krizi, sıkışmışlıkları, kendi yaşadığı sorunları unutuyor. Her gün zamlar gelirken, insanların alım gücü azalırken ‘saraylarda yaşıyoruz’ anlayışı hakim kılınmaya çalışılıyor.”
 
‘İnsanların gündemine IŞİDvari yöntemler sokuldu’
 
Krizin ne olduğunu tarif etmenin çok önemli olduğunu dile getiren Ruken, bir arada olmanın ve paylaşım içerisinde olmanın önemine işaret etti. Devletin dışında bir araya gelişlerin önüne engeller konulduğunu ifade eden Ruken, “Her yerde olmaya ve bir korku yaratmaya çalışıyorlar. Bir araya gelmek insanlara ve travmalara iyi geliyor. Bu travma halinde olmama durumu sistemi sarsan bir şey. Deney ortamındaymış gibi sürekli bir şok etkisi yaratılarak insanların karşı çıkmalarının önü alınmaya çalışılıyor. Kitleler kimsenin laboratuvarı değildir. Kendi çıkarları için bir takım gündemler yaratmaları ve bunları kullanmaları çok korkunç sonuçlar doğurur. İnsanların gündemine IŞİDvari yöntemler sokuldu. Bir korku yaratma adına bu yapıldı. Biz bunun örneğini kadın cinayetlerinde görüyoruz” diye belirtti.
 
‘Kadın her gün ekonomik şiddete maruz kalıyor’
 
Krizin aile içerisine yansımasını değerlendiren Ruken, şu ifadeleri kullandı: “Toplum içerisinde ailede çalışmak durumunda olan erkektir ve kadının köleleştirildiği bir ev alanı vardır. Kadından kimse çalışmasını beklemez ve istemez de. Kadın her gün krize ve buna bağlı olarak ekonomik şiddete maruz kalıyor. Erkeğin ne kadar maaş aldığından haberdar olamıyor, kendisi çalışıyorsa bu paraya el konulabiliyor. Paranın ne şekilde harcandığını, borcun ne kadar olduğunu bilmiyor. Tüm ev ekonomisinde çok az bir parayla gerçek dışı bir harcama bekleniyor. Kadının eline geçen o cüzi miktarla yemekler pişiyor, bir sonraki mevsimin hazırlıkları yapılıyor, çocuklarının kıyafetleri alınıyor. Bu pay içerisinde tüm emeğini veren kadın bunun karşılığını alamıyor. Dünya üzerinde en fazla emeğinin karşılığını alamayan işçi kadındır. Bir tanımı, karşılığı, sigortası ve bir saygınlığı yoktur.”
 
‘Kadının yok edilemeyen sisteme alternatif yöntemleri var’
 
Krize ve sonuçlarına karşı en önemli çözümün dayanışma ağının, iş bölümünün olduğu ortamlarda alternatif bir yaşamı yeniden örmek olduğunu kaydeden Ruken, bu yöntemin topluma iyi geleceğini ifade etti. “Kapitalist sisteme alternatif yöntemler var. Kadınlar hala çok eski yöntemlerle çok az parayla ev ekonomisini ayarlar. Küçük görülen ev ekonomisi kapitalist sisteme karşı çıkan bir ekonomidir” diyen Ruken, ev ekonomisinin kadınlar üzerinden nesiller boyu devam ettirildiğini söyledi. Ruken, “Kadınlar sistemden iki gün fırsat bulabilirlerse parasız, takas usulü siteme çok rahatlıkla geçiş yapabilirler. Kadın sistem tarafından geliştirilen krizli ortamlarda yaşamaya alışık. Bir güne kriz halinde uyanıyor. Bunun içerisinde çok az miktarda parayla yemek yapıyor, bölüştürüyor, bir araya gelmeleri ifade eden misafirlikleri, sosyal ilişkileri sağlıyor. Bundan sonrası için kadının refleks göstereceğini ve sistemin geliştirdiği şiddet türlerini deşifre edeceğini biliyoruz” dedi.