Evlat hasreti çeken anneler: Savaşı anneler durdurmalı

  • 09:02 10 Mayıs 2020
  • Güncel
Melike Aydın
 
İZMİR - Çocuklarının hasretiyle yaşayan kadınlar, devletin Kürt annelere yaptığı ayrımcılığa işaret ederek, savaşı ancak ve ancak annelerin durdurabileceğinin altını çizdi.
 
Anneler Günü’nü buruk karşılayan binlerce Kürt annesi, bugünü yine temennilerini dile getirerek karşılıyor. Annelerin tek dileği ise çocuklarının yanında olması ve hasretini duydukları barışın kendilerine yeniden hediye edilmesi... Anneliğe kutsallık atfeden devletin tutsak anneleri veya siyasi gerekçelerle katledilenlerin annelerine karşı ayrımcılık yaptığını ifade eden kadınlar, daha fazla annenin evlat acısı yaşamaması gerektiğini dile getirdi. Kimsenin çocuklarını ölsün veya cezaevine girsin diye doğurmadığını belirten Barış Annelerinden Hediye Korkut “Biz barışı Türk Kürt herkes için istiyoruz. Savaşı durduracak birileri varsa o’da ancak ve ancak anneler olacak” ifadelerini kullandı.
 
‘Savaşı anneler durdurmalı’
 
Hiçbir annenin çocuğunun ölümünü görmeyi hak etmediğini söyleyen Hediye, “Devlet anneye evladının kemiklerini posta ile gönderiyor. Ne insanlığa ne dine sığar. Mezarlarına neden saldırılıyorlar? Acaba bizim suçumuz Kürt olmak mı? Eğer barış suçsa biz bu suçun arkasındayız. Cennet anaların ayaklarının altında diyor ama Annelere bunu yapıyorlar. Bizim anneliğimize de karışıyorlar. Oysa kim olursa olsun anne annedir. Annelerin el ele verip bu savaşı durdurmaları gerekiyor. Türk, Kürt annesi kim olursa olsun” dedi.
 
‘Çocuklarımın alındığı günü unutmuyorum’
 
Anneler gününün daha önceleri hiç bilmediklerini, nasıl ortaya çıktığı hakkında da bilgisi olmadığını söyleyen Gülnaz Ekmekçi, bu günlerde annelere gösterilen ilgiyi ise tutarsız bulduğunu ifade etti. 8 çocuk annesi 65 yaşında bir kadın olarak 2 çocuğunun 20’şer yıl ceza alarak cezaevine gidişini dün gibi hatırladığını söyleyen Gülnaz, “Bir oğlum Tekirdağ’da biri de Şakran Kapalı Cezaevi’nde. 3 panzer yüzlerce polisle evin etrafı sarılmıştı. İki çocuğumu da evden aldılar ifadeleri var diye. Sonra da çocukların haberi bile olmadığı suçlarla suçladılar. Gidiş o gidiş. Ceza infaz yasasıyla da adli suçluları ve mafya üyelerini serbest bıraktılar. Çıkarıldıysa hepsi çıksın. Neden bize yok? Hepimiz kardeşiz diyor ama demek ki yolsuzluk hırsızlık yapanlar kardeşi ki dışarıda. Anneler günü anneleri önemsiyorlarsa eğer çıkarırlar çocuklarımızı. Anneler gününde evlatlarımızı yanımızda olsun isterdik. Ama çocuklarımızın özlemiyle yaşıyoruz nasıl anneler günü olsun bize?” diye sordu. 
 
‘Çocuğa işkence yapan annesini düşünür mü?’
 
Hakkari’de 2009’da Newroz’da polis tarafından 11 yaşındaki bir çocuğun kolunun kırılmasının videolara yansıdığını hatırlatan Gülnaz, bir çocuğa bunu yapanların anneleri nasıl düşüneceğini sordu. Gülnaz, “Bu Kürtlere olan düşmanlıktır. Onun da annesini unutmadık. Hangi kitapta hangi mezhepte var eziyet etmek? Koyunlarını otlatan çocuğu copla öldürdüler bu nasıl vicdan? İşte de eziliyoruz. Bu bilmezliğin cahilliğin göstergesidir. Anneler eziyet görüyor acı çekiyor bunları yaşamak istemiyor” diye konuştu.
 
‘Her görüşe kaygılarla gidiyorum’
 
Şakran Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta tutsak Aygül Kapçak’ın annesi Fatma Kapçak, koronavirüs salgını sonrası endişelerinin daha da arttığını söyledi. 1995 yılından bu yana göğsünde şarapnel parçası bulunan Aygül’ün göğsünde kistlerinde olduğunu salgınla beraber hastaneye de görülmediğini söyleyen Fatma, “Görüşe her gittiğimde ‘bu kez nasıl göreceğim onu’ diye korkular sarıyordu beni. Şimdi görüşü de engellediler ve kızımın sağlık durumu beni çok endişelendiriyor. Diğer arkadaşları için de endişeleniyorum. Hepsine aynı hukuksuzluklar yapılıyor. Çocuklarımız düşünce suçlusu. Biz çocuklarımıza hasretiz. Bu yıl Anneler Günümüzü yanımızda kutlasınlar istiyoruz” şeklinde konuştu.
 
‘Yeter içimiz yanmasın’
 
Cezaevlerinde hasta tutsaklar olmasına rağmen hijyenin olmadığını, gardiyanların grup halinde elbiselerle ve maskesiz koğuşlara girdiğini kaydeden Fatma, bu durumun kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Fatma, “Yemekler yemek değil ilaçlar verilmiyor. Çocuklarımız bir an önce çıksın yanımıza gelebilsin. Televizyon karşısında duramıyoruz. Her an hangi çocuğumuzun ölüm haberi gelecek diye korkuyla yaşamak istemiyoruz. Bizim için hepsi aynıdır. Yeter içimiz yanmasın. Anneler artık ağlamasın” dedi.